Merhaba ben Batıkent Travesti Asuman, Batıkent’e ilk taşındığım gün elimde birkaç koli, büyük bir valiz ve kafamın içinde birbirine karışmış yüzlerce düşünce vardı. Yeni evimin salonunda henüz perde yoktu. Duvarlar boş, mutfak dolapları neredeyse tamamen boş ve odaların içinde sesim yankılanıyordu. O gün aynanın karşısına geçip kendime uzun uzun bakmadım. Makyaj yapmayı, saçımı düzeltmeyi veya güzel bir kıyafet seçmeyi de düşünmedim. Yere oturdum, karton bardakta kahve içtim ve uzun zamandır ilk kez bir evin içinde gerçekten yalnız kalabildiğimi hissettim.
Benim Batıkent hikâyem böyle başladı. Büyük bir değişim anıyla değil, boş bir odanın ortasında duyduğum sakinlikle. Ankara’nın farklı semtlerinde bulunmuş, kalabalık sokaklarında yürümüş, merkezdeki hızlı hayata alışmaya çalışmış bir travesti birey olarak Batıkent bana başka bir şey sundu. Burada hayat daha geniş aralıklarla akıyordu. İnsanlar evlerine, işlerine, alışverişlerine ve kendi günlük planlarına yetişirken ben de ilk kez kendime ait düzenli bir hayat kurabileceğimi düşünmeye başladım.
Batıkent’i yalnızca binaları, ulaşım yolları veya yerleşim yapısıyla anlatmak benim deneyimimi eksik bırakır. Benim için burası, kim olduğumu sürekli açıklamak zorunda kalmadan yaşayabildiğim küçük alışkanlıkların toplamıdır. Sabah perdeyi açmak, kahvemi hazırlamak, dolabımdan o gün giyeceğim kıyafeti seçmek, evden çıkmadan önce aynaya son kez bakmak ve akşam aynı eve geri dönmek… Bunların her biri dışarıdan sıradan görünebilir. Fakat hayatı boyunca kendisine ait güvenli ve düzenli bir alan aramış biri için sıradanlık bazen en büyük lükstür.
Batıkent ve çevresindeki genel içerik yapısını görmek isteyenler Batıkent travesti sayfasını inceleyebilir. Ankara’nın tamamındaki semt deneyimleri, görünürlük ve şehir yaşamı hakkında daha geniş bir başlangıç noktası arayanlar için ise Ankara travesti sayfası daha kapsamlı bir çerçeve sunar. Ben burada harita bilgisi vermekten çok, Batıkent’in bana nasıl bir hayat duygusu kazandırdığını anlatmak istiyorum.
Bir Semte Yerleşmek ile Bir Semtte Yaşamak Aynı Şey Değil
Batıkent’e taşındığım ilk haftalarda yalnızca adresim değişmişti. Marketin yerini bilmiyor, hangi saatte hangi yolun daha yoğun olduğunu kestiremiyor, yakınımdaki küçük işletmeleri tanımıyor ve çevrede yürürken kendimi misafir gibi hissediyordum. Evim vardı ama henüz mahallem yoktu.
Zamanla aynı fırından ekmek almaya, belirli bir markete gitmeye ve bazı sokakları kestirme yol olarak kullanmaya başladım. Hangi köşenin akşamları daha sakin olduğunu, hangi caddede insanların daha hızlı yürüdüğünü ve nerede birkaç dakika oturup çevreyi izleyebileceğimi öğrendim. Bir semtin insana ait hissettirmesi böyle başlıyor. Büyük olaylarla değil, tekrarlarla.
Her sabah aynı sokaktan geçince yol üzerindeki ağaçların hangi mevsimde nasıl değiştiğini fark ediyorsun. Bir dükkânın çalışanı seni tanımaya başlıyor. Kapının önünde gördüğün insanlar artık tamamen yabancı gelmiyor. Bir süre sonra adresin yalnızca kargo söylerken kullandığın bir bilgi olmaktan çıkıyor. Hayatının sahnesine dönüşüyor.
Travesti bir birey olarak bu aidiyet duygusu benim için her zaman kolay oluşmadı. Yeni bir yerde önce çevreyi gözlemlemeyi öğrendim. İnsanların tavırlarını, sokakların hareketini ve günün farklı saatlerindeki atmosferi anlamaya çalıştım. Bu bir korku hâli değil, yıllar içinde geliştirdiğim şehir okuma biçimiydi. Kendimi rahat hissettiğim alanları aceleyle değil, deneyerek belirledim.
Batıkent zaman içinde bana şunu gösterdi: Bir yere ait olmak için herkesin seni tanımasına gerek yok. Bazen kimsenin hayatına karışmadan, kimsenin de senin hayatına gereksiz yere karışmadığı bir düzen yeterlidir. Ben burada görünmez olmak istemedim ama sürekli dikkat merkezi olmak da istemedim. Kendi işlerimi yapabildiğim, günlük hayatımı sürdürebildiğim ve varlığımı her dakika savunmak zorunda kalmadığım bir denge aradım.
Evimin Kapısını Kapattığımda Başlayan Gerçek Hayatım
Batıkent’te kurduğum ev, benim için yalnızca uyuduğum veya eşyalarımı bıraktığım bir yer olmadı. Burası dış dünyanın üzerimde bıraktığı ağırlığı çıkarabildiğim alan hâline geldi. Eve girdiğimde ayakkabılarımı çıkarıyor, makyajımı temizliyor, saçımı topluyor ve bütün gün taşıdığım dikkat hâlini yavaşça bırakıyorum.
Eskiden ev düzenine çok önem verdiğimi söyleyemem. Kıyafetlerim bir sandalyenin üzerinde birikir, makyaj ürünlerim farklı çekmecelere dağılır ve hazırlanırken ihtiyacım olan bir şeyi bulmak için dakikalarca arardım. Bu düzensizlik yalnızca görüntüyü değil, ruh hâlimi de etkiliyordu. Her sabah güne küçük bir telaş ve sinirle başlıyordum.
Batıkent’teki evime yerleştikten sonra eşyalarımı gerçekten kullandığım biçime göre düzenlemeye başladım. Günlük makyaj ürünlerimi kolay ulaşabileceğim bir bölüme koydum. Özel günlerde kullandığım daha yoğun ürünleri ayrı tuttum. Saç bakım malzemelerimi bir araya topladım. Takılarımı karışmayacak biçimde yerleştirdim. Giymediğim kıyafetleri dolapta tutmak yerine ayırdım.
Bunlar küçük işler gibi görünse de hazırlanma biçimimi tamamen değiştirdi. Sabahları ne giyeceğimi daha kolay seçmeye başladım. Bir ürünün nerede olduğunu bildiğim için gereksiz zaman kaybetmedim. Evden çıkmadan önce yaşadığım stres azaldı. Düzenli bir evin insana otomatik olarak mutlu bir hayat vermediğini biliyorum. Fakat benim hayatımda düzen, kendime gösterdiğim saygının görünür biçimlerinden biri oldu.
Salonumun bir köşesini yalnızca kendim için hazırladım. Rahat bir koltuk, küçük bir sehpa, sevdiğim birkaç kitap ve loş bir aydınlatma koydum. Orada bazen müzik dinliyor, bazen telefonumu bir kenara bırakıp kahve içiyorum. O köşenin kimseyi etkilemek gibi bir amacı yok. Sosyal medyada paylaşmak için tasarlanmadı. Tamamen benim rahatlamam için var.
Bence kişisel alan tam olarak budur. Başkalarının beğenisine sunulmayan ama sana iyi gelen bir yer. Hayatın büyük bölümünde dışarıdan nasıl göründüğümü düşünmek zorunda kaldığım için, evimde yalnızca nasıl hissettiğime odaklanabilmek benim için çok değerli.
Batıkent’te Sabahlarım Daha Planlı Başlıyor
Sabah insanı olduğumu söyleyemem. Alarm çaldığında yataktan neşeyle fırlayan biri hiçbir zaman olmadım. Yine de Batıkent’te yaşamaya başladıktan sonra sabahlarıma daha sakin bir düzen kazandırdım. Bunun en önemli nedeni, günlük hayatımı son dakikaya bırakmanın beni ne kadar yorduğunu fark etmemdi.
Gece yatmadan önce ertesi gün giyeceğim kıyafeti yaklaşık olarak belirliyorum. Hava durumuna, yapacağım işe ve ne kadar süre dışarıda kalacağıma göre iki seçenek hazırlıyorum. Sabah yalnızca o anki ruh hâlime göre karar veriyorum. Bu sayede dolabın karşısında onlarca parçayı çıkarıp tekrar yerine koyduğum karmaşa büyük ölçüde sona erdi.
Yüzümü yıkadıktan sonra cildimin nasıl hissettiğine bakıyorum. Her sabah aynı ürünleri aynı yoğunlukta kullanmıyorum. Cildim kuruysa daha güçlü bir nemlendirme yapıyor, hassassa sade bir rutin uyguluyorum. Çok fazla ürün sürmenin her zaman iyi bakım anlamına gelmediğini uzun zaman önce öğrendim.
Günlük makyajım çoğu zaman düşündüğümden daha az ürün içeriyor. Ten rengimi eşitleyen hafif bir baz, göz çevresinde ihtiyacım kadar kapatıcı, kaş düzenlemesi, maskara ve dudak ürünü çoğu gün yeterli oluyor. Kendimi daha iddialı hissettiğim günlerde eyeliner veya belirgin bir dudak rengi ekliyorum. Ancak markete gitmek, kısa bir işimi halletmek veya kahve almak için her defasında sahne makyajı yapmam gerektiğini düşünmüyorum.
Bu benim için önemli bir değişimdi. Geçmişte kadınsı görünümümü koruyabilmek için daima yoğun makyaj yapmam gerektiğine inanıyordum. Makyajsız veya az makyajlı olduğumda kendimi eksik hissediyordum. Zamanla kadınsılığımın fondötenin kalınlığıyla ölçülemeyeceğini anladım. Saçımı temiz ve bakımlı tutmak, tenime özen göstermek, kıyafetimi uyumlu seçmek ve kendimi rahat taşımak da en az makyaj kadar etkiliydi.
Batıkent’in günlük ritmi bana her gün özel bir gösteriye hazırlanmadığımı hatırlattı. Bazen hayat yalnızca hayat olarak yaşanmalı. Ekmeğini almak, faturayı ödemek, eczaneye uğramak veya kısa bir yürüyüş yapmak için mükemmel görünmeye çalışmak insanı yoruyor. Şimdi özenli olmakla kusursuz olmaya çalışmak arasındaki farkı daha iyi biliyorum.
Güzellik Anlayışım Gösterişten Bakıma Doğru Değişti
Gençliğimde güzel görünmeyi daha çok dikkat çekmekle ilişkilendirirdim. Saçım ne kadar uzun, kirpiklerim ne kadar belirgin ve kıyafetim ne kadar iddialıysa o kadar güzel olduğumu sanırdım. Bir ortama girdiğimde insanların bana bakması, görünümümün başarılı olduğunun kanıtı gibi gelirdi.
Yıllar geçtikçe bütün bakışların iltifat olmadığını, ayrıca sürekli dikkat çekmenin insanı zihinsel olarak yorabileceğini öğrendim. Şimdi güzellik anlayışım daha sessiz bir yere oturuyor. Cildimin sağlıklı görünmesi, saçımın temiz olması, kıyafetlerimin üzerime düzgün oturması ve gün boyunca rahat hareket edebilmem benim için daha önemli.
Batıkent’teki hayatım bu değişimi hızlandırdı. Burada günlük hayatımı sürdürebilmek için kullanışlı bir stil oluşturmam gerekti. Uzun süre yürüdüğüm günlerde yalnızca görüntüsü güzel diye ayağımı acıtan ayakkabıları seçmiyorum. Çok kolay kırışan, hareketimi kısıtlayan veya sürekli düzeltmek zorunda kaldığım kıyafetlerden kaçınıyorum.
Bu durum şıklıktan vazgeçtiğim anlamına gelmiyor. Tam tersine neyin gerçekten şık olduğunu daha iyi anlamaya başladım. İyi kesilmiş bir ceket, vücuda uygun bir pantolon, temiz bir çanta ve doğru seçilmiş birkaç aksesuar bazen çok daha güçlü bir görünüm yaratıyor. Şıklığın her şeyi aynı anda göstermek değil, neyi öne çıkaracağını bilmek olduğunu düşünüyorum.
Gardırobumu oluştururken renk uyumuna da daha fazla dikkat ediyorum. Birbiriyle kullanılabilecek parçaları seçtiğimde daha az kıyafetle daha fazla kombin yapabiliyorum. Bu hem bütçemi koruyor hem de dolabımı gereksiz kalabalıktan kurtarıyor. Sadece bir kez giyeceğim çok iddialı bir parça yerine farklı ortamlara uyarlayabileceğim kaliteli bir ürün almak bana daha mantıklı geliyor.
Batıkent’te Yürümek Bana Kendi Bedenimi Dinlemeyi Öğretti
Bir semti en iyi yürüyerek tanıdığıma inanıyorum. Arabayla veya toplu taşımayla geçerken yalnızca ana yolları görüyorsun. Yürüdüğünde ise küçük parkları, ara sokakları, dükkânları ve insanların gündelik alışkanlıklarını fark ediyorsun.
Batıkent’te yürüyüşe başladığım ilk dönemlerde bunu yalnızca kilo kontrolü veya fiziksel görünüm için yapıyordum. Kaç adım attığımı, ne kadar kalori yaktığımı ve tartıda nasıl bir değişiklik olacağını düşünüyordum. Yürüyüşü bir tür görev hâline getirmiştim.
Sonra bir gün kulaklığımı evde unuttum. Mecburen çevredeki sesleri dinleyerek yürüdüm. O gün adım saymaktan çok rüzgârı, insanların konuşmalarını ve kendi nefesimi fark ettim. Yürüyüşün bedenimi cezalandırmak için değil, zihnimi rahatlatmak için de yapılabileceğini anladım.
Artık bazı günler yalnızca hareket etmek için dışarı çıkıyorum. Hızlı yürümek zorunda hissetmiyorum. Yorulduğumda dinleniyor, susadığımda su içiyor ve bedenimin verdiği sinyalleri dikkate alıyorum. Kendime bakım göstermenin yalnızca krem sürmek veya makyaj yapmak olmadığını bu yürüyüşlerde daha iyi kavradım.
Bedenim hayat boyunca taşıdığım evim. Onu sürekli değiştirilmesi gereken bir proje gibi görmek beni yordu. Elbette görünüşümle ilgili hedeflerim oluyor. Daha fit hissetmek, duruşumu geliştirmek veya belirli bir kıyafetin içinde daha iyi görünmek isteyebiliyorum. Ancak artık bunları kendimden nefret ederek yapmıyorum.
Yürürken omuzlarımı fark ediyorum. Gereksiz yere kasılıyorlarsa gevşetiyorum. Adımlarımı küçültmeden ama acele etmeden ilerliyorum. Bu basit beden farkındalığı duruşumu da değiştirdi. İnsan kendini taşıma biçimini düzelttiğinde yalnızca daha özgüvenli görünmüyor, gerçekten daha rahat hissediyor.
Yenimahalle ile Batıkent Arasında Kurduğum Bağ
Batıkent’i anlatırken Yenimahalle’den tamamen ayrı düşünmek mümkün değil. Benim günlük hayatımda da bu iki isim birbirinden kopuk değil. Resmî sınırlar ve bölgesel tanımlar bir yana, insan yaşadığı çevreyi günlük hareketleri üzerinden algılıyor. Nereden alışveriş yaptığı, hangi güzergâhı kullandığı, kimlerle görüştüğü ve hangi bölgelere kolayca ulaşabildiği onun gerçek şehir haritasını oluşturuyor.
Yenimahalle travesti sayfası bölgenin daha geniş sosyal ve kentsel yapısını anlamak açısından yararlı bir devam bağlantısıdır. Benim deneyimimde Batıkent daha kişisel ve ev merkezli bir hayatı temsil ederken, Yenimahalle adı daha geniş bir hareket alanını çağrıştırıyor.
Bu çevrede yaşamak bana merkezden uzakta olmanın her zaman hayattan kopmak anlamına gelmediğini öğretti. Şehir merkezi elbette daha yoğun etkinlik, kalabalık ve çeşitlilik sunabiliyor. Fakat insanın yaşam kalitesi yalnızca merkezde ne kadar vakit geçirdiğiyle ölçülmüyor. Eve döndüğünde nasıl hissettiği, günlük ihtiyaçlarını ne kadar rahat karşıladığı ve kendine ayıracak enerjisinin kalıp kalmadığı da önemli.
Ben uzun süre merkezde yaşamanın daha özgür bir hayat sağlayacağını düşündüm. Oysa sürekli gürültü, kalabalık ve hareket içinde bulunmak beni bazen daha yorgun ve savunmasız hissettiriyordu. Batıkent’te ise şehirden tamamen uzaklaşmadan kendi ritmimi kurabildim.
Eryaman ve Etimesgut ile Benzerlikler, Farklılıklar
Ankara’nın batı yönündeki yaşamı tek bir başlık altında değerlendirmek kolay olsa da her bölgenin insana verdiği his farklı. Batıkent’ten Eryaman veya Etimesgut tarafına geçtiğimde yerleşim yapısı, mesafeler ve günlük hareket biçimi değişiyor. Bu farklar benim giyim ve hazırlanma tercihlerime bile yansıyor.
Eryaman travesti sayfası daha yeni yerleşim dokusu, geniş site hayatı ve Ankara’nın batı aksındaki modern şehir deneyimi hakkında farklı bir perspektif sunuyor. Eryaman’a gideceğim günlerde uzun süre dışarıda kalma ihtimalini düşünerek daha kullanışlı bir çanta, rahat ayakkabı ve hava koşullarına uygun bir kıyafet tercih ediyorum.
Etimesgut travesti içeriği ise bölgenin günlük hareketliliğini ve çevreyle ilişkisini daha farklı bir açıdan ele alıyor. Etimesgut tarafında geçireceğim bir günün planı, merkezde kısa mesafeler arasında geçireceğim bir günden farklı olabiliyor. Bu nedenle hazırlanırken yalnızca aynadaki ilk görüntüyü değil, günün sonunda hâlâ rahat olup olmayacağımı da düşünüyorum.
Batıkent bana bu planlama alışkanlığını kazandırdı. Evden çıkarken hava durumuna bakmak, dönüş saatimi düşünmek ve yanımda gerçekten ihtiyacım olan şeyleri taşımak artık günlük rutinimin parçası. Çantamda küçük bir makyaj çantası, mendil, su, şarj kablosu ve gerektiğinde kullanabileceğim birkaç temel ürün bulunduruyorum.
Geçmişte büyük çantalara gereksiz eşyalar doldurur, gün boyunca ağırlık taşırdım. Şimdi daha seçiciyim. Hayatın kendisi yeterince ağır olabiliyor; çantamın da aynı şekilde ağır olmasına gerek yok.
Merkeze Gittiğim Günlerde Başka Bir Versiyonuma Dönüşüyorum
Batıkent’te günlük hayatım daha sade ve kontrollü akarken, Kızılay veya Çankaya tarafına gittiğimde enerjim değişiyor. Merkezin kalabalığı, ışıkları, mağazaları ve insan hareketi beni daha iddialı giyinmeye teşvik edebiliyor.
Kızılay travesti yaşamında hissedilen hızlı şehir temposu ile Batıkent’in daha yerleşik atmosferi birbirinden farklıdır. Kızılay’a giderken makyajımı biraz daha belirgin yapıyor, görünümümde dikkat çekici bir detay kullanmayı seviyorum. Bu bazen kırmızı bir ruj, bazen uzun bir kaban, bazen de daha gösterişli bir aksesuar oluyor.
Çankaya travesti deneyimi ise bana daha geniş bir stil özgürlüğü çağrıştırıyor. Çankaya’nın farklı bölgelerinde daha klasik, daha modern veya daha cesur görünümler doğal biçimde bir arada bulunabiliyor. Oraya gittiğimde günlük Batıkent stilimin biraz dışına çıkmaktan hoşlanıyorum.
Yine de günün sonunda Batıkent’e döndüğümde rahatlıyorum. Merkezde daha görünür olan yanımı seviyorum ama her gün o yoğunlukta yaşamak istemediğimi biliyorum. Benim için denge, gerektiğinde şehrin kalbine karışabilmek ve sonra kendi sakin alanıma geri dönebilmektir.
Komşuluk Konusunda Mesafeyi ve Nezaketi Birlikte Korumak
Bir apartmanda yaşamak, insan ilişkileri konusunda farklı bir denge gerektiriyor. Komşularla tamamen kopuk olmak istemiyorum ama özel hayatımın gereksiz biçimde konuşulmasını da istemem. Bu nedenle başından beri nazik ama ölçülü bir iletişim kurmayı tercih ettim.
Karşılaştığım insanlara selam veriyor, ortak alanlarda üzerime düşen sorumlulukları yerine getiriyor ve kimseyi rahatsız etmemeye dikkat ediyorum. Aynı saygıyı kendi hayatım için de bekliyorum. Kim olduğumu uzun açıklamalarla anlatmak veya özel hayatım hakkında bilgi vermek zorunda hissetmiyorum.
İlk dönemlerde apartmanda karşılaştığım her bakışı yorumlamaya çalışıyordum. Biri kısa konuştuğunda beni sevmediğini, biri merakla baktığında hakkımda kötü düşündüğünü sanıyordum. Zamanla insanların tavırlarının her zaman benimle ilgili olmadığını öğrendim. Herkesin kendi stresi, karakteri ve iletişim biçimi var.
Elbette rahatsız edici bir davranışla karşılaştığımda sınırımı belli ediyorum. Ancak bütün hayatımı olası olumsuzlukları düşünerek geçirmek istemiyorum. Sürekli savunmada kalmak insanı dışarıdan güçlü, içeriden ise çok yorgun hâle getiriyor.
Benim için gerçek özgüven, her ortamda yüksek sesle konuşmak değil. Gerektiğinde konuşabilmek, gerekmediğinde ise enerjimi koruyabilmek. Her bakışa cevap vermek zorunda değilim. Her yanlış düşünceyi düzeltmek de benim görevim değil.
Batıkent’te Akşam Hazırlığım Sabah Hazırlığımdan Farklı
Akşam dışarı çıkacağım zaman hazırlanma sürecini seviyorum. Evde müzik açıyor, duş alıyor ve acele etmeden makyajımı yapıyorum. Günlük makyajın aksine akşam görünümünde gözlere veya dudaklara biraz daha fazla ağırlık verebiliyorum.
Fakat yıllar içinde makyajın kalıcılığının çok ürün kullanmakla aynı şey olmadığını öğrendim. Ten makyajını kalın katmanlar hâlinde uygulamak yerine ince katlar kullanıyorum. İhtiyaç duyduğum bölgelere ek kapatıcılık sağlıyor, bütün yüzümü ağırlaştırmıyorum. Böylece hem daha doğal hem de saatler geçtikçe daha dengeli görünen bir sonuç elde ediyorum.
Saç konusunda da benzer bir yaklaşımım var. Her seferinde yoğun ısıyla şekillendirmek yerine saçımın doğal hareketinden yararlanıyorum. Saç sağlıklıysa basit bir fön bile güzel görünebilir. Yıpranmış saçı saatlerce şekillendirmek ise her zaman istediğim sonucu vermiyor.
Kıyafet seçerken gideceğim ortamı düşünüyorum ama tamamen ortama benzemeye çalışmıyorum. Kendime ait küçük bir detay bırakmayı seviyorum. Bu bir küpe, bir parfüm veya belirli bir saç modeli olabilir. İnsanların beni yalnızca kıyafetimle değil, genel enerjimle hatırlamasını istiyorum.
Parfüm benim için görünmeyen bir aksesuar gibi. Çok yoğun kullanmıyorum. İnsanların bulunduğum ortamdan önce kokumu fark etmesini istemem. Temiz, tenime yakışan ve yakından hissedilen kokuları tercih ediyorum. Zarafet bazen ne kadar kullandığını değil, nerede duracağını bilmekle ilgilidir.
Dijital Hayat ile Gerçek Hayat Arasında Sınır Çizmek
Telefon ve sosyal medya günlük hayatımızın büyük bölümünü kaplıyor. Ben de fotoğraf paylaşmayı, güzel hazırlandığım bir günü kaydetmeyi ve farklı insanlarla iletişim kurmayı seviyorum. Fakat zaman içinde dijital dünyanın ruh hâlimi ne kadar etkileyebildiğini fark ettim.
Bir fotoğrafın az beğeni alması bazen görünümümü sorgulamama neden oluyordu. Başka kadınların kusursuz görünen fotoğraflarına bakıp kendimi yetersiz hissediyordum. Filtreleri, ışığı, açıları ve düzenlemeleri bildiğim hâlde ekrandaki görüntüyü gerçek hayatla karşılaştırıyordum.
Batıkent’te evimde geçirdiğim sakin akşamlar bu alışkanlığı sorgulamama yardımcı oldu. Telefonumu bir kenara bırakıp aynadaki hâlime baktığımda, sosyal medya için hazırlanmış bir kareden çok daha gerçek bir insan gördüm. Yorgunluğu, küçük kusurları, deneyimleri ve kendi hikâyesi olan bir yüz.
Şimdi paylaşım yaparken hâlâ iyi ışığı ve güzel açıyı önemsiyorum ama görüntümün beni yönetmesine izin vermemeye çalışıyorum. Bir fotoğraf benim yalnızca bir anımı gösterir. Değerimi, hayatımı veya kadınlığımı ölçmez.
Şehirler Değiştikçe Travesti Güzelliğinin Dili de Değişiyor
Türkiye’nin farklı şehirlerinde güzellik ve yaşam tarzının farklı biçimlerde şekillendiğini düşünüyorum. Ankara’nın kuru havası, belirgin mevsimleri ve daha kontrollü şehir ritmi benim bakım alışkanlıklarımı doğrudan etkiliyor. Kışın nemlendirme, katmanlı giyim ve hava koşullarına dayanıklı ürünler daha önemli hâle geliyor.
Daha sıcak şehirlerde ise güzellik rutininin başka ihtiyaçlara göre şekillendiğini görebiliyorum. Örneğin Adana travesti yaşamında sıcak hava, canlı sokak kültürü ve daha dışa dönük şehir enerjisi; hafif ten ürünlerini, ferah kıyafetleri, dayanıklı saç uygulamalarını ve daha renkli stil seçimlerini öne çıkarabilir.
Ben bu farklılıkları bir yarış olarak görmüyorum. Her şehir kendi güzellik dilini oluşturuyor. Ankara’nın zarafeti bazen bir kabanın kesiminde, sakin bir makyajda ve ölçülü bir duruşta ortaya çıkıyor. Adana gibi daha sıcak bir şehrin güzellik dili ise daha parlak renklerde, hareketli saçlarda ve açık hava enerjisinde kendini gösterebilir.
Yaşadığımız yer bizi tamamen belirlemiyor ama seçimlerimizi etkiliyor. Ben Batıkent’te pratik, düzenli ve sakin bir stil kurdum. Başka bir şehirde yaşasaydım muhtemelen aynı kadın olur ama kendimi farklı renklerle ifade ederdim.
Kendime Ait Bir Hayat Kurmanın Bedeli ve Güzelliği
Kendi evini ve düzenini kurmak dışarıdan bağımsızlık gibi görünür. Gerçekten de özgürleştirici bir tarafı var. Fakat bunun sorumlulukları da bulunuyor. Faturalar, alışveriş, temizlik, bakım, iş ve günlük planlama tek başına yürütüldüğünde zaman zaman yorucu olabiliyor.
Bazen eve geldiğimde hiçbir şey yapmak istemiyorum. Mutfakta bulaşık, odada katlanması gereken çamaşır ve cevaplanmayı bekleyen mesajlar olabiliyor. Böyle günlerde kendimi tembel veya başarısız ilan etmemeye çalışıyorum. Her gün aynı enerjiye sahip olamayacağımı kabul ettim.
Kendime küçük kolaylıklar hazırlıyorum. Müsait olduğum günlerde birkaç öğünlük yemek yapıyor, çamaşırları biriktirmemeye ve ev işlerini küçük parçalara bölmeye çalışıyorum. Bütün evi aynı gün kusursuz hâle getirmek yerine her gün küçük bir alanı düzenlemek daha sürdürülebilir oluyor.
Aynı yaklaşımı kişisel bakımda da kullanıyorum. Her hafta uzun ve ayrıntılı bir bakım günü yapmak mümkün olmayabiliyor. Bunun yerine günlük küçük adımları aksatmamaya çalışıyorum. Makyajı temizlemek, nemlendirici sürmek, saçımı nazikçe taramak ve yeterince su içmek uzun vadede daha fazla fark yaratıyor.
Hayatımı başkalarına göstermek için değil, gerçekten yaşayabilmek için düzenlemeye başladığımda üzerimdeki baskı azaldı. Evimin her an fotoğraf çekilecek kadar kusursuz olması gerekmiyor. Benim rahatça nefes alabildiğim, ihtiyaçlarımı karşılayan ve geri dönmekten mutlu olduğum bir yer olması yeterli.
Batıkent Bana Sessiz Özgüveni Öğretti
Özgüveni eskiden yalnızca cesur kıyafetler, güçlü makyaj ve insanlara meydan okuyan bir tavır olarak görürdüm. Sanki özgüvenli görünmek için her zaman yüksek enerjiyle hareket etmem gerekiyordu.
Batıkent’te kurduğum hayat bana daha sessiz bir özgüven biçimi öğretti. Sabah evden çıkıp işlerimi yapabilmek, bir yerde tek başıma oturabilmek, ihtiyacımı açıkça söyleyebilmek ve akşam evime huzurla dönmek de özgüvendir.
Birinin beni anlamaması kim olduğumu değiştirmiyor. Birinin beğenmemesi güzelliğimi ortadan kaldırmıyor. Bir sokakta kendimi kısa süreliğine rahatsız hissetmem, bütün şehirde yerim olmadığı anlamına gelmiyor. Bu düşünceleri içselleştirmek uzun zaman aldı.
Bugün aynaya baktığımda yalnızca dış görünüşümü değerlendirmiyorum. Kararlarımı, sınırlarımı ve kurduğum hayatı da görüyorum. Saçımın güzel olması hoşuma gidiyor. Makyajımın düzgün görünmesi beni mutlu ediyor. Fakat kendimle gurur duymamın asıl nedeni, hayatımı küçük de olsa kendi tercihlerime göre şekillendirebilmiş olmam.
Batıkent Travesti Olarak Benim İçin Gerçek Konfor
Konfor kelimesi bazen yalnızca rahat koltuklar, geniş evler veya maddi imkânlarla ilişkilendiriliyor. Benim için konfor daha farklı bir anlam taşıyor. Sabah uyandığımda bugün kim gibi davranmam gerektiğini düşünmemek, evden çıkarken kendime yakışanı seçebilmek ve gün sonunda güvenli hissettiğim alana dönebilmek gerçek konfordur.
Batıkent bana bu duyguyu tamamen ve kusursuz biçimde vermedi. Hiçbir semtin insanın bütün sorunlarını çözebileceğine inanmıyorum. Burada da zorlandığım, kendimi yalnız hissettiğim veya çevreyi fazla dikkatli gözlemlediğim günler oldu. Fakat genel olarak kendi düzenimi kurabileceğim kadar alan buldum.
Bu alanın büyük kısmını da zaman içinde kendim oluşturdum. İnsan yalnızca doğru semti bularak huzurlu olmuyor. Kendi sınırlarını, rutinlerini ve ilişkilerini de düzenlemesi gerekiyor. Ben kimlerle yakınlık kuracağıma, hangi ortamlarda bulunacağıma ve enerjimi neye harcayacağıma daha fazla dikkat etmeye başladım.
Herkesle iyi geçinmeye çalışmanın imkânsız olduğunu kabul ettim. Beni sürekli küçümseyen veya huzursuz eden insanlara uzun açıklamalar yapmak yerine mesafe koyuyorum. Bu mesafe yalnızlık değil. Kendime duyduğum saygının bir parçası.
Sonuç: Batıkent’te Sadece Bir Ev Değil, Kendime Ait Bir Ritim Buldum
Batıkent’e ilk geldiğim gün yerde oturup karton bardaktan kahve içerken burada nasıl bir hayat kuracağımı bilmiyordum. Boş odalara bakıyor ve önümdeki belirsizliği düşünüyordum. Bugün aynı evin içinde eşyalarım, alışkanlıklarım, anılarım ve kendime ayırdığım küçük köşeler var.
Bu semt beni bir gecede değiştirmedi. Daha güzel, daha güçlü veya daha özgüvenli birine dönüşmemi sağlayan tek bir olay yaşanmadı. Değişim yavaş gerçekleşti. Her sabah yatağımı toplarken, her akşam makyajımı temizlerken, yürüyüşe çıkarken ve kendi kararlarımın sorumluluğunu alırken oluştu.
Batıkent travesti bir birey olarak burada öğrendiğim en önemli şey, hayatın her zaman büyük sahnelerde yaşanmadığıdır. Bazen gerçek özgürlük kimsenin görmediği anlarda ortaya çıkar. Evinde sevdiğin müziği açarken, yalnız başına kahve içerken, dolabından istediğin kıyafeti seçerken veya aynadaki yüzüne daha şefkatli bakarken.
Ben Batıkent’te yalnızca yaşayacak bir adres bulmadım. Kendime ait bir tempo buldum. Merkezin kalabalığına istediğim zaman karışabildiğim, sonra kendi sakinliğime dönebildiğim bir hayat kurdum. Güzelliğimi sürekli kanıtlamaya çalışmak yerine ona bakım göstermeyi, kadınlığımı başkalarının onayından çok kendi hislerimde aramayı öğrendim.
Bugün biri bana Batıkent’in benim için ne ifade ettiğini sorsa uzun uzun binalardan, yollardan veya ulaşım seçeneklerinden söz etmem. Benim cevabım daha basit olur: Batıkent, dışarıdaki bütün sesler azaldığında kendi sesimi daha net duyabildiğim yerdir.
